Im Traum einen Aal mit der Hand halten – Was bedeutet das?

Emre Can

Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin bir yarısı uyandığında ellerinde hâlâ o kaygan, soğuk dokunuşun izini hissediyorsun. Yılan balığı. Rüyanda avucunun içinde kıvrılıp duran, tutmaya çalıştıkça kayıp giden o uzun, esrarengiz yaratık. Peki bu ne anlama geliyor?

Rüya yorumu, insanlık tarihinin en eski uğraşlarından biri. Antik Mısır'da papirüslere kazınan rüya kitapları MÖ 1350'lere kadar uzanıyor — Chester Beatty Papirüsü bu alanda bilinen en eski kaynaklardan biri. Mezopotamya'da kâhinler, firavunların gördüğü rüyaları devlet kararlarına dönüştürüyordu. Yılan balığı ise bu tarihin içinde özellikle ilginç bir yerde duruyor. Antik Yunan'da Aristoteles bile yılan balığının üremesini bir türlü çözememiş, bu hayvanı "kendiliğinden oluşan" bir varlık olarak tanımlamıştı. Nereden geldiği bilinmeyen, nereye gittiği belli olmayan bir yaratık...

Sembolik ağırlığı buradan kaynaklanıyor işte. Eel — yani yılan balığı — Kuzey Avrupa mitolojisinde özellikle Germen ve İskandinav kültürlerinde kaçınılmazlık ve belirsizliğin simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Eski Norveç destanlarında yılan balığı tutmaya çalışan figürler, elde edilemeyen bir gerçeği ya da kaçan bir fırsatı temsil ediyordu. Japonya'da ise tam tersi — "unagi" kültürel olarak güç ve dayanıklılıkla ilişkilendirilmiş, hatta Edo döneminde (1603–1868) yılan balığı yemek savaşçılara özgü bir ritüele dönüşmüştü.

Elinde tutmak... Bu detay kritik.

Sadece görmek değil, tutmak. Psikoloji literatüründe bu ayrım çok önemli bir anlam taşıyor. Carl Gustav Jung, 1916 yılında kaleme aldığı "Bilinçdışı Psikoloji" üzerine notlarında hayvan sembollerinin rüyalarda nasıl işlev gördüğünü uzun uzun ele almıştı. Jung'a göre kaygan, ele avuca sığmayan bir hayvanı tutmaya çalışmak — bilinçdışının kontrol edemediğin bir şeyi sana gösterme biçimi. Bastırılmış duygular, çözüme kavuşturulamamış ilişkiler, karar verilemeyen durumlar...

Freudyen yorumlar ise doğrudan gidiyor konuya. Sigmund Freud'un 1899'da yayımladığı "Traumdeutung" (Rüyaların Yorumu) adlı eserinde fallik sembolizm üzerine kurduğu çerçeve, yılan balığını cinsel gerilim ya da bastırılmış arzu bağlamında değerlendiriyor. Uzun, kaygan, ele geçirilemeyen... Freudyen okumalarda bu imge çoğunlukla bastırılmış cinsellik ya da yakın ilişkilerdeki güç dengesizliğiyle ilişkilendiriliyor. Tabii bu yaklaşım günümüzde oldukça tartışmalı — çünkü her şeyi tek bir mercekten okumak, rüyanın bireysel bağlamını yok sayıyor.

Modern nörobilim bu tartışmaya bambaşka bir kapıdan giriyor. Harvard Tıp Fakültesi'nden uyku araştırmacısı Dr. Robert Stickgold, 2000'li yılların başından itibaren yürüttüğü çalışmalarda rüyaların duygusal hafıza konsolidasyonuyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Yani rüyanda bir şeyi tutmaya çalışıp başaramaman, beyninin gündüz yaşadığın kontrol kaybı hissini işleme biçimi olabilir. Stickgold'un 2001 tarihli Science dergisindeki makalesi bu alanda bir dönüm noktası sayılıyor.

Peki ya "elde tutmak" başarılı olursa? Rüyanda yılan balığını kaçırmadan tutabiliyorsan bu farklı bir anlam taşıyor. Avusturyalı psikolog Alfred Adler'in bireysel psikoloji çerçevesinde bu, üstünlük duygusu ve kontrol ihtiyacının tatmini olarak okunabilir. Adler, Freud'dan ayrıldığı 1911 sonrasında geliştirdiği teoride rüyaları güç ve aşağılık duygusu arasındaki gerilimin sahnesi olarak yorumluyordu. Yılan balığını tutmak — zor olanı başarmak — bu gerilimin lehine çözülmesi demek...

Günümüz rüya araştırmacıları bu konuya daha bütüncül yaklaşıyor. Uluslararası Rüya Araştırmaları Derneği (IASD) verilerine göre su hayvanlarını içeren rüyalar tüm rüya raporlarının yaklaşık yüzde 8 ila 12'sini oluşturuyor. Özellikle kaygan ya da zor tutulan nesneleri içeren rüyalar ise kronik stres yaşayan bireylerde anlamlı biçimde daha sık görülüyor — 2019'da Journal of Sleep Research'te yayımlanan bir meta-analiz bu ilişkiyi 4.200 katılımcılık bir veri setiyle destekledi.

Kültürel bağlam da göz ardı edilemez. Almanca konuşan ülkelerde — Avusturya, İsviçre, Almanya — rüya yorumu geleneği özellikle güçlü bir köke sahip. Alman folklorunda "Aal im Traum" yani rüyada yılan balığı, geleneksel halk kitaplarında (Volksbücher) çoğunlukla "kayıp fırsatlar" ya da "kaçan şans" olarak yorumlanmış. 18. ve 19. yüzyıl Alman rüya kitaplarında bu imge defalarca karşımıza çıkıyor. Grimm Kardeşler'in derlediği halk masallarında da kaygan, ele geçirilemeyen yaratıklar benzer bir işlev görüyor — kahramanın olgunlaşma sürecinde aşması gereken bir engel gibi...

Şu an bu konu n
 
Zurück
oben